Doç.Dr. Mustafa Seçkin
Hipokrat Yemini’nin de özünü oluşturan “Primum non nocere” (Önce zarar verme) ilkesi, tıp etiğinin temellerinden biridir. İnsanın evrenin merkezine yerleştirildiği humanist felsefe ile birlikte insan hayatının kutsallığı tıbbın da merkezine yerleşmiş oldu. Aradan geçen yüzyıllar hekimlik prensiplerini değiştirmese de sağlık uygulamalarının endüstrinin merkezine doğru itilmesine engel olamadı. Sonuç olarak, bilimsel altyapısı zayıf olan popüler sağlık trendlerinin hakim olmaya başladığı bir çağa girilirken, kanıta dayalı ve hasta yararının esas alındığı geleneksel hekimlik pratiği ve her şeyden önemlisi “önleyici tıp” ilkesi sağlık endüstrisinin karlılık hedefleri ile uyuşmamaya başladı. Öyle ki, endüstri, “önleyici tıp” uygulamalarını dahi bir “pazar” haline getirmeyi başardı. Popüler bir klinik yaklaşım, görünüşte “zararlı” olmasa dahi, hasta için zaman, motivasyon ve kaynak kaybına neden olarak hastanın gerçekten yarar görebileceği tedavilere erişimini geciktirebilir hatta engelleyebilir.
Bir akademisyen olarak, bilimsel araştırmalarımı katılımcıları mağdur etmeden ve onlara yararlı olacak bir ilkeyle yapmaya, bir klinisyen olarak ise yararlılığı ve güvenliliği konusunda yeterli kanıta sahip olmadığım tedavi yöntemlerinden kaçınmaya özen gösteriyorum. Bu ilkelerin gelişmesinde genel tıp, nöroloji ihtisas ve felsefe eğitimimin yanı sıra Northwestern Üniversitesinde davranış nörolojisi yan dal eğitimim sırasında almış olduğum “Human Research Subject Training” ve Acıbadem Üniversitesi Etik Kurul Görevim sırasında aldığım “İyi Klinik Uygulamalar” eğitimleri büyük rol oynadı.
Tüm bu ilkeler ışığında, her hastayı ve danışanı ayrı bir birey olarak ele alıp, mevcut yakınmalarına neden olan etyolojiyi (hastalık kaynağını) tespit ederek, hastalığın belirtilerinin azaltılmasını, hasta ve sevdiklerinin yaşam kalitelerinin arttırılmasını ve hastalık ilerleme hızının yavaşlatılmasını amaçlıyorum. Hem semptomatik bireylerde hastalıkların tedavisinde hem de risk altındaki asemptomatik bireylerde hastalıkların önlenmesinde farmakolojik (ilaç) tedavileri ile birlikte egzersiz, diyet, uyku düzeni, stres yönetimi, sosyal etkileşim gibi yaşam tarzı değişikliklerinin ve afazi rehabilitasyonu gibi bilişsel terapi yöntemlerinin temel teşkil ettiği non-farmakolojik (ilaçsız) tedavi yöntemlerinin de bilimsel kanıta dayalı olarak kullanılması hasta yaklaşımımın temelini oluşturmaktadır.
Adres
Randevu ve İletişim
İncelemekte olduğunuz site bilgilendirme amaçlı olup, verilen bilgilerin tıbbi bağlayıcılığı yoktur.
Sitede yer alan içerik, tıbbi ve cerrahi, nöroloji ve nörolojik hastalıklar ve ilgili konuları hakkında bilgi edinmek isteyen kullanıcıları bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin veya konsültasyonunun yerini alamaz. Sitede yer alan içerik, kişisel teşhis ve tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilemez. Sitemizde anlatılan tüm tıbbi işlemler, bilgi, yorum ve görüntüler, kişileri bilgilendirme amaçlı olup; reklam, tanı ve tedaviye dönük yönlendirme amacı taşımamaktadır.

